Batum ey Batum!

Doğu Karadeniz kıyısında Gürcistan Cumhuriyeti'nin en önemli liman şehri Batum'un (Batumi) geniş cadde ve sokaklarında dolaşırken, insanlarla konuşurken, yapıları seyrederken tarifi imkansız bir duygu içinizi kaplıyor. Bir anda tarihin derinliklerine gidiyor ve yılları bir film şeridi gibi gözlerinizin önünden geçiriyorsunuz. 15. yüzyıldan 1878'e kadar Osmanlı hakimiyetinde kalmış bir şehir olan Batum, bu zaman zarfında Müslüman olmuş ve İslam ümmetinin bir parçası haline gelmiş.

Brest-Litovsk Antlaşması (1918) ile yeniden Türkiye'nin denetimine geçen Batum, Mondros Antlaşması sonrasında İngiltere tarafından işgal edilmiş ve iki yıl İngiliz işgal yönetimi altında kalmış. Türkiye, 1921'de Sovyetler Birliği ile imzaladığı Moskova Antlaşması ile Batum'u Gürcistan'a terketmeyi kabul ettiğinden bu yana bu şirin şehir Gürcistan'in bir parçası. Sovyetler Birliği döneminde Acara Özerk Cumhuriyeti'nin başşehri olarak varlık gösteren Batum, Gürcistan'ın bağımsızlığını kazanmasından sonra da bu özelliğini korumaktadır.

Batum sokaklarında dolaşırken ilk farkettiğiniz şehrin, insanların ve yapıların yorgunluğu ve umutsuzluğudur. Gerçekten de şehrin adeta kimliğini oluşturan yapılar, şehrin ve bölge insanlarının ruh dünyalarını, sıkıntılarını ve sorunlarını ele vermektedir. Bu şehre 1985 yılında, yani henüz Sovyetler Birliği ayakta iken ilk defa gittiğimde bir canlılık, düzen, tertip ve dinamizm dikkat çekmekteydi. Sovyetler Birliği'nin en önemli turizm merkezlerinden biri olan Batum, değişik yerlerden gelen turistlerle kaynıyordu. Değişik dönemlerden kalma güzelim yapılar boyalı, bakımlı ve düzenli idi.

Aradan geçen yıllar tüm Sovyet şehirlerinde olduğu gibi Batum'da da büyük krizlere, sıkıntılara ve umutsuzluklara yol açmış bulunuyor.

İnsanlarla konuştuğunuzda umutsuzluğu ve çöküntüyü daha net şekilde görmeniz, duymanız mümkün. Şaşırtıcı şekilde insanlar komünist yönetim döneminin özlemi içerisindeler. Bunda en büyük pay elbette ki bugün nerede ise bütün şehirlere egemen olmuş kuralsızlık, hukuksuzluk, işsizlik ve otoritesizlik geliyor. İnsanlar şunu söylüyorlar: "Komünist dönemde hürriyet yoktu, ama işsizlik de yoktu. Bir sağlık sorunumuz, bir eğitim sorunumuz sözkonusu değildi. Bugünse komünizm dönemi yok, ama ortada canımıza tak ettiren bir işsizlik, sağlık problemi, eğitim problemi, yönetim problemi var. Her tarafta hukuksuzluk, keyfilik kol geziyor. Ortada bir yönetim yok, yönetim bir tür mafya gibi çalışıyor. Bununu neresi iyi? Buna demokrasi denir mi?"

Eski komünist toplumların en ciddi sorunu insanların katılımına dayanan ciddi bir kamu yönetimi örgütleyememiş olmalarıdır. Nerede ise tüm Sovyet ülkelerinde eski yöneticiler adlarını değiştirerek varlıklarını sürdürüyorlar. Eskiden adları komünist idi, bugünse "demokrat" olarak anılıyor ve demokrasiyi yerleştirmek istediklerini iddia ediyorlar. Dünün komünistleri bugün demokrat olmuşlar. Bunun imkansızlığı gayet açık. Ancak mafya yöntemiyle ayakta durabiliyorlar.

Bu halkın gözünden kaçmıyor ve bunu bir türlü içine sindiremiyor. Bu Batum'da da, Orta Asya cumhuriyetlerinde de, başka yerlerde de böyle. Aslında değişen bir şey yok!

Batum Müslüman bir yer, ancak son yıllarda çok ciddi bir misyonerlik faaliyetlerine sahne oluyor. Şehirde, köylerde, her yerde hızla kiliseler dikiliyor, misyonerler özellikle Amerikalılar'ın desteğiyle zor durumdaki halkı Hristiyanlığa çağırıyor, yardımlar yapıyorlar. Bir Müslüman şehri olan Batum'da ibadete açık bir tane cami varken altı tane de kilise var. Komünizm döneminde minaresi yıkılan Aziziye Camii'nin minaresi Türkler'in yardımı ile yeniden inşa edilmiş, ancak yönetimin izin vermemesi üzerine ezan okunmuyor. Oysa ki kiliselerde çan açık şekilde çalıyor. Buna izin veriliyor.

Köylerde ise camilerin inşa edilmekte olduğu ve halkın buna destek verdiği gözleniyor. Hele bazı yerlerde küçük çocukların camilere namaz sürelerini öğrenmek için koşturmaları heyecan vericiydi. Ancak Hristiyanlık İslam'dan daha hızlı yayılıyor ve Batı'nın buna destekleri daha büyük. Diyeceğim o ki Batum tüm Osmanlı şehirleri gibi yardım bekliyor.

Buradaki insanların en ciddi sorunu geleceğe yönelik umutlarını ve heyecanlarını kaybetmiş olmaları. Herkesin gözü dışarıda ve ülkesini nasıl terkedebileceğinin hesaplarını yapıyor. Türkiye'ye, Avrupa'ya, Amerika'ya yönelen ciddi bir göç var. Yönetimin aldığı hiçbir tedbir yok. Çünkü yönetimin kendisi ciddi bir sorun. Halkın katılımından, desteğinden kopuk yönetim mafyavari yöntemlerle ve komünist dönemi aratırcasına ayakta kalmanın çabası içerisinde.

 

  • 30/01/2015
  • 713

კომენტარები

განაახლეთ

სტატიები

REZO AZİZ MİKELADZE

ისე ვცხოვრობთ, თითქოს არასოდეს ველით სიკვდილს

Müfit YÜKSEL

Gürcistan-Batum notları-2

Müfit YÜKSEL

Gürcistan-Batum notları-1

REZO AZİZ MİKELADZE

Cemaat ve Cami

Müfit YÜKSEL

KAFKASLARDAKİ SAVAŞ GÜRCİSTAN VE TÜRKİYE

REZO AZİZ MİKELADZE

Hatim Duası

REZO AZİZ MİKELADZE

Dünya Barışı için Dinin Önemi

REZO AZİZ MİKELADZE

İtidalin önemi

Müfit YÜKSEL

Gürcistan-Acara Notları-1

Müfit Yüksel

Gürcistan-Acara Notları-3

REZO AZİZ MİKELADZE

Lanetli bu köy!

REZO AZİZ MİKELADZE

Ölçünün temel birimi: Doğru yol!

REZO AZİZ MİKELADZE

İnanç konuşma ve davranış setleri

Hüseyin Öztürk

Osmanlı Gürcistan’ı

Muhammet Yunus KAYA

Gürcistan'a Yönelik Bir Gönül Hizmeti

Muhammet Yunus KAYA

GÜRCİSTAN MÜSLÜMANLARI

Davut DURSUN

Batum ey Batum!

Müfit YÜKSEL

KAFKASLARDAKİ SAVAŞ VE TÜRKİYE

REZO AZİZ MİKELADZE

KUTLU DOĞUM

Nusret Çiçek

Savaşanlarla savaştıranlar

Davut DURSUN

Kafkasyada iki önmeli merkez: Bakü ve Batum


HUTBEMedine'den Canlı YayınKabe'den Canlı Yayın
ლოცვის დროს ბათუმში 25.11.2017
ცისკარი მზე ლანჩი დღის მეორე ნახევარში საღამო ღამ.ლოცვა